Üretim

Üretim, insan ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla mal veya hizmetlerin meydana getirilmesi işlemine denir. Üretim işlemi, fiziki bir malın üretimiyle ilgili olduğu kadar, aynı zamanda hizmet üretimiyle de yakından ilgili bulunmaktadır. Örneğin; pamuktan iplik, iplik ve iplikten kumas üretimi fiziki bir mal üretimidir. Ancak fiziki mal bir üretim durumu söz konusu olmamakla birlikte hizmet üretiminin geçerli olduğu; bankacılık, sigortacılık, turizm, pazarlamacılık, taşımacılık alanlarında da üretim söz konusu olmaktadır.

  • Üretim

    İnsanların gereksinimlerini karşılamak üzere, ürün ya da hizmet üretimi ile ugrasanların islerine olan ilgileri arttıkça, çalışma isteklerinde, enerjilerinde ve yaratıcılık güçlerinde de o oranda gelişmelerin olacağı söylemek mümkündür. Üretim yöneticileri, her tür ürünün veya hizmetin gittikçe artan istemi ile karsı karsıya bulunurlar. Böyle olmakla birlikte artan rekabet, bütün çıktıların elden geldiğince kaliteli ve verimli biçimde üretilmesini zorunlu kılmaktadır. Günümüzde nicel yöntemlerde görülen belirgin gelişmeler, üretim yönetiminde de çağdaş çözümlerin uygulanmasına önemle yer verilmesi gerekliliğini vurgulamaktadır.

    İmalat, genellikle sipariş esasına dayandığı için üretilen mamuller, birbirinden farklılaşmaktaydı. Diğer bir deyişle, standart tasarım ve üretim söz konusu değildi. Ayrıca, kullanılan makine ve araçlar özel nitelikli değil, genel nitelikli ekipmanlardan oluşmaktaydı.

    İlk otomobiller her bir parçanın elle bir araya getirilmesiyle üretiliyordu. Bu yöntem hem çok usta teknisyenler gerektiriyor hem de üretilen otomobiller çok pahalıya mal oluyordu. Bu sorun Amerika’da Detroitli bir otomobil üreticisi olan Henry Ford tarafından çözüldü. Dolayısıyla yirminci yüzyılın başlangıcında 1910-1920 yıllarında buna bir alternatif olarak Amerika’da Henry Ford bir örnek parçalar kullanarak ve bunları yürüyen bir üretim hattında bir araya getirerek ilk seri üretimini gerçekleştirdi. Yani “kitle üretim” sitemini ortaya attı (Fordizm). Burada is, isçilerin önünden geçiyor ve her isçi şasi hat üzerinde ilerlerken basit bir işlem yapıyordu. İlk seri üretilen otomobil olan Ford T modeli 1908 yılında ortaya çıktığında birkaç farklı gövde ve renk seçeneği vardı.

    Seri üretici, pahalı ve tek amaçlı makineleri kullanan vasıfsız veya yarı vasıflı isçilerin yaptığı ürünlerin tasarımı için dar sahada eğitimli uzamanlar kullanır. Bunlar standardize edilmiş ürünleri çok büyük miktarlarda hiç durmadan üretirler. Makine maliyetleri çok yüksek ve kesintilere karsı çok müsamahasız olduğundan, seri üretici sorunsuz bir üretim akısı sağlamak için birçok ilave yedekleri (ilave stoklar, isçiler ve alan) tampon olarak bulundurmak zorundadır. Yeni bir ürüne geçmek daha fazla bir maliyet getireceğinden, seri üretici standart tasarımları mümkün olduğunca uzun bir müddet üretimde tutar. Sonuç: Tüketici, çeşitlilik pahasına ve çoğu çalışanların sıkıcı ve cesaret kırıcı bulduğu iş metotları vasıtasıyla düsük fiyata malı elde eder. Bu üretimde az çeşit ile çok miktarda ürünün üretilmesi söz konusuydu. Bu üretim sistemi ile Henry Ford araba üretiminde devasa diyecek miktarda araba üretimini gerçekleştirdi. Kısa sürede bu sistemi tüm dünya benimsemiştir.

    Daha sonra 1950 yıllarında Toyota Üretim Sistemi yani Yalın Üretim Sistemi ortaya çıkacaktır. Günümüzde “yalın üretim” diye adlandırdığımız üretim ve yönetim sisteminin temelleri 1950’lerde Toyoda ailesinin bireylerinden mühendis Eiji Toyoda ve beraber çalıştığı mühendis Taiichi Ohno’nun öncülüğünde, Japon Toyota firmasında atılmıştır.

    Yalın üretici, emek zanaat bağımlı ve seri üretimin avantajlarını birleştirir ve bu sayede öncekinin (Emek zanaat) yüksek maliyetinden ve sonuncunun (Seri üretim) katılığından sakınmış olur. Bu uçta, yalın üreticiler, muazzam çeşitlilikte ürün hacimleri üretmek için kurulusun her düzeyinde çok yönlü eğitilmiş isçi ekipleri çalıştırırlar ve yüksek düzeyde esnekliği olan, otomasyonu gittikçe artan makineler kullanırlar. Yalın üretim “yalın” dır, çünkü seri üretimle kıyaslandığında her seyin daha azını kullanır

    (Fabrikadaki insan gücünün yarısını, imalat alanının yarısını, araç gereç yatırımının yarısını, yeni bir ürünün yarı zamanda geliştirilmesi için gereken mühendislik saatlerinin yarısını gibi). Ayrıca yerinde ihtiyaç duyulan stokların yarısından çok daha azının bulundurulmasını gerektirir, çok daha az bozuk mal çıkar ve daha fazla ve gittikçe de artan çeşitlilikte ürünler üretir.

    İlk iktisatçılara göre yalnızca tarım, maden ve balıkçılık gibi asıl endüstrilerdeki çalışmalar verimli sayılırdı. Buna Adam Smith 1776 da yazdığı Milletlerin Zenginliği adlı eserinde imalatı (üretimi) ilave etmiştir. Ancak Adam Smith, emeği üretim dışında tutmuştur. Kuskusuz bu yaklaşım mantıklı değildi; emek, isteklerin tatmini için üretim yapmaktadır. Sonuç olarak hizmet gören halk üretken (prodüktif) olarak değerlendirmelidir. Askerler, aktörler ve futbolcular hep istekleri tatmin etmektedir.

    Benzer sekilde fabrikada ücretleri hesaplayan muhasebeciler cıvata ve somun yapanlar kadar üretkendir (prodüktiftir). Bunların hepsi istekleri tatmin eden bir nihai malı üretmeye yardım etmektedir. Fayda yalnızca kıt kaynakların “biçimini” değiştirerek değil, aynı zamanda onların “yer” ve “zamanını” değiştirerek de yaratır. O halde bir malın miktarı artmasa da eğer ondan elde edilen fayda artabiliyorsa yine de bir üretim söz konusudur.

    Teknolojide meydana gelen gelişmeler üretim sistemlerini önemli ölçüde etkilemistir. Bu etkileme sonucu üretimin küresel bir ortamda yapılır hale gelmiştir.

    Dünyanın belirli ülkelerinde bulunan büyük sanayi işletmeleri artık dünyanın her bölgesinde fabrikalarını kurmaktadır. Küresel işletmeler, özellikle teknolojik üstünlük, ucuz is gücü ve hammadde kaynaklarından yararlanarak pazarda rekabet avantajı sağlamak için küresel üretim yapmaktadırlar. Bu gelişmelerin ışığında hem üretimin küreselleşmeyi etkilediği ve hem de küreselleşmenin üretimi etkilediği söylenebilir.

    Son yıllarda üretim yönetiminde esnek üretim, bilgisayar destekli üretim (CAD), tam zamanında üretim (JIT), müşteriye özel üretim, fason üretim ve sipariş üzerine üretim gibi kavramların ön plana çıktığı görülmektedir.

    Dünya pazarlarında rekabetin artmasıyla birlikte işletmelerin özellikle üretim süreçlerine esneklik kazandırmak için teknolojiden büyük ölçüde yararlandıkları görülmektedir. Üretim sistemlerinde esneklik iki sekilde sağlanmaktadır.

    Bunlar

    • Üretim sistemlerinin esnek üretim seklinde organize olmasıyla
    • Mikroelektronik ve bilgisayar teknolojilerinin yoğun bir sekilde üretim süreçlerine uygulanmasıyla

    Üretim sistemlerine esneklik sağlanabilir.

    Burada 2000’li yıllarda üretim sistemini etkileyen başlıca faktörlerine değinmeden geçmek olmaz ve bu faktörlerden başlıcaları kısaca söyle sıralanabilir: bilgi çağı, değer göçü, ürün ve hizmet kalitesi bireyin önem kazanması ve değisim mühendisliğidir.

    Burada değer göçü, üretim sürecinde ortaya çıkan katma değerin ve kârın bir maldan diğerine (veya hizmete) veya bir sektörden diğerine kaymasıdır. Ürün ve hizmet kalitesi, üretimin temelini oluşturmaktadır. Kalitesiz bir mal ve hizmet üretimi yapılması işletmenin ciddi risk alması anlamına gelmektedir. Artık günümüzde işletmeler mal teslimi sonrası hizmet üstünlüğü ile birbirleriyle rekabet halindedirler. Günümüzde işletmeler arasında rekabet inanılmaz boyutlara ulaşmıştır. Rekabet yapısındaki değişimi ve gelişimi talebin çekme ve teknolojinin itme gücü olarak nitelendirebileceğimiz iki temel etkene bağlı olarak açıklamak mümkündür. Tam burada rekabet unsurunun zaman içindeki değişiminden kısaca bahsetmek yerinde olacaktır. 1960’lı yıllarda rekabet gücünün temel ögesi Üretim üstünlüğü olup, en uygun strateji ise kitle üretimi idi. Geniş pazarlara büyük hacimde üretimle açılabilen şirketler kitle üretimi ve ölçek ekonomisinin avantajlarından azami oranda yararlanarak rakiplerini geride bırakmışlardır. Üretim üstünlüğü ile rekabet 1970’li yıllara kadar devam etmiştir. Bu dönemde etkileri bütün dünyada hissedilen enerji krizi, gelişmiş ülkelerde yaşanan pazardaki genişlemenin yavaşlaması, ücretlerin verimlilikte artıs olmaksızın yükselmesi gibi ekonomik problemlerin ortaya çıkması karsısında sanayileşmiş ülkeler klasik teknoloji tabanının yerine Ar – Ge faaliyetleri sonucunda geliştirilen yeni teknolojileri ikame etmeye başladılar. Bunlara ek olarak, basta Japonya olmak üzere Doğu Asya ülkelerindeki işletmelerin ucuz işgücü sayesinde maliyetleri aşağıya çekerek batılı işletmelere meydan okumaları, Maliyetle rekabet dönemini başlatmıştır. Daha sonra 1980’li yıllarda ise, işletmeler Kalite üstünlüğü ile rekabet etmektedirler. Çünkü kaynakların kıtlığı ve kaliteli mala olan talebin artması buna önemli sebeptir. Tam bu sıralarda Yalın üretim sisteminin de en başarılı seviyeye geldiği zamanlarıdır. İşletmeler kaliteli mal ve hizmet üreterek diğerlerinden farklı bir konuma gelmek için çaba harcamışlardır.

    Bu dönemde klasik teknolojilerin yerine uygulamaya konulan ileri teknolojilerinin kullanılmasıyla üretilen kaliteli ürünler Japon üreticileri dünya pazarlarında zirveye yerleştirmiştir. Tüketiciler ise Japonya’dan yükselen bu kalite anlayışına büyük önem verdiklerini bu malları talep ederek belirttiler. 1980’lerde yaşanan bu kalite isteği, pazara kalite ile rekabet oluşunu yerleştirdi. Bu dönemde “ne üretirsem satarım” anlayışı, yerini artık “nasıl üreterek müşterimi memnun edebilirim” anlayışına bırakmıştır. 1990’larda rekabete esneklik boyutu eklenmiştir. Artık işletmeler Üretimi hızlı bir sekilde gerçekleştirebilmekte birbirleriyle yarışmaktadırlar. Çünkü, rakip işletmeler ürünleri hızlı bir sekilde takip etmektedirler ve piyasaya daha ucuz fiyatta mal sunmaktadırlar. Bu tip adaletsiz rekabet karsısında firmalar hızlı bir sekilde ürün çeşitlendirmelerine hız vermeleri ve üretim süreçlerini daha da hızlandırmaları kaçınılmaz olmuştur. Müşteriye ve piyasaya kim daha hızlı mal ve hizmet sunsa o da kazanmıştır yani değişen tüketici gereksinimleri karsısında yeni ürünlerin hızla geliştirilip, üretilerek piyasaya sürülebilmesidir.

    İşletmeler hizmet üstünlüğü ile birbirleriyle yoğun bir sekilde rekabet halindedirler. Buna ürün teslimi sonrası montaj hizmetleri ve malın garantisi gibi hizmetleri örnek verebiliriz.

    Günümüz rekabet ortamında müşteri memnuniyetini sağlamanın anahtarı, onların gereksinim ve isteklerinin istenilen yer, azman, miktar, çeşit, kalite ve en uygun maliyette karşılanmasıdır. Bütün bu rekabet unsurlarının optimal biçimde yerine getirilmesi zorunluluğu ise, üretim stratejisinin önemini artırmaktır.

    Bununla birlikte, dünyada 1980’li yıllara kadar örgüt stratejilerinin tasarımında pazarlama ve finansman konularına ağırlık verildiği üretim stratejilerinin ise gereği kadar önemsenmediği görülmüştür. Hatta kimi sektörlerde ve örgütlerde örgüt fonksiyonları içerisinde üretim fonksiyonunun hiç dikkate alınmadığına ilişkin örneklerde olmuştur. Bu koşullar altında üretim yöneticisi örgüt stratejisine sadece pazarlama ve finansman fonksiyonu bakış açısıyla yaklaşmış, bu amaçla hazırlanmış stratejik planlara uygun davranmaya zorlanmıştır. Bu durum, örgütte verimsizliğe ve uzun vadede piyasadaki rekabet koşullarındaki değişimle birlikte örgütün rekabet gücünde zayıflamaya neden olmuştur. 1990’lı yıllardan itibaren bu ihmalin bedelini rakiplere karsı önemli ölçüde pazar payı kaybederek ödeyen örgütler, örgüt stratejisinin belirlenmesinde ve yürütülmesinde üretim fonksiyonunun yerini ve önemini kavrayarak üretim fonksiyonuna daha çok önem vermeye başlamışlardır.

    Üretim; bir örgütün stratejik gücüne, rakipleri tarafından taklit edilmesi güç, essiz ve örgüte özgü üretim faaliyetlerini geliştirici ve buna bağlı olarak örgütün rekabet gücünü artırıcı bir üretim sürecinin oluşturulmasıyla katkıda bulunmaktadır. Bu durum örgütlerin üretimde giderek daha üstün ve ileri teknoloji kullanmalarının hem nedeni hem de sonucu olmuştur.

    1990’lı yıllardan itibaren dünya pazarlarında yoğun rekabetin yaşanması, üretim fonksiyonunun örgüt stratejisi açısından öneminin kavranmasını sağlamıştır. Üretim stratejisi her şeyden önce müşteriye ulaştırılacak mal ve hizmetin kalitesinin geliştirilmesine olanak sağlayan bir yapıda olmalıdır. Örgütte birey gücü, hammadde, yardımcı malzeme, makine ve araç- gereç kullanıldığı için, mal ve hizmet maliyetinin önemli bir kısmı üretim faaliyetleri sırasında oluşmaktadır.

    İnsanoğlu ilk çağlardan beri üretim işlemini gerçekleştirmektedir. Çünkü toplum içinde yasamak ve insanın yaşamını sürdürebilmesi üretimi gerekli kılmaktadır. Avlanma, barınma ve giyinme gibi temel gereksinimleri karşılamak için gerekli faaliyetler sonucu ortaya çıkan üretim zamanla şimdiki sekline bürünmüştür.

    Modern üretim yönetiminin gelişimi iki yüz yıllık bir geçmişe sahiptir. Üretim yönetimiyle ilgili çalışmaların temeli fabrika sistemiyle ilgili çalışmalara dayanmaktadır.

    Fabrika sistemi ve yönetimiyle ilgili çalışmalar 18. Yüzyılda Adam Smith’in işgücüyle ile ilgili düzenlemelerin sonuçlarını ekonomik kârlılık ölçüleriyle açıklamasıyla başlamıştır.

    Üretim yönetimi içinde bilimsel yönetim yaklaşımı 1930 yılından 1950’ye kadar yaygın bir kullanım alanı bulmustur.

     

     

    urtar1

     

    20. yüzyılın baslarında Frederick W. Taylor’un bilimsel yönetim yaklaşımı üretim yönetiminde, fabrika organizasyonu ve düzenlemesi ile üretim sistemleriyle ilgili çalışmalarda kullanılmıştır. Taylor ’ın bilimsel yönetime en büyük, en belirgin katkısı, planlamayı üretimin içinde yapılmaktan kurtarmasıdır, çünkü her iki görev farklı hünere gereksinim duyarlar. Taylor’dan önce bütün endüstriyel görevler aynı kişi tarafından gerçekleştirilirdi, tıpkı bu günkü çiftliklerdeki çiftçiler gibi.

    1776’dan 1970’e kadar üretim yönetimi ve konuları üzerine araştırmalar yapılmıştır. 1970 yılından sonra üretim yönetiminde iki önemli gelişme ortaya çıkmıştır.

    Birinci olarak, üretim teknolojisindeki gelişmelerle birlikte üretim sistemlerinde bilgisayarların kullanılması sonucu kitle halinde üretim (seri üretim) yapılmasıyla üretim sistemlerinin ekonomideki önemi artmıştır.

    İkinci olarak üretim yönetiminde sadece belirli analizler yapılması yerine, uygulamalı olarak yapılan araştırmalar önem kazanmaya başlamıştır.

    Günümüzde teknolojideki hızlı gelişmeye bağlı olarak bilgisayarların yaygın bir sekilde kullanılmasıyla birlikte üretimde en iyi sonucu sağlayan matematiksel modellerin daha fazla kullanılabilmesi mümkün olmuştur. Bütün bu gelişmeler sonucunda, üretim yönetimiyle ilgili konularda karşılaşılan problemlerin çözümünde büyük kolaylıklar sağlanabilmiştir.

    Üretim teknolojisindeki hızlı değisim ve gelişmelere bağlı olarak üretim yönetimi alanında da önemli değişiklikler olmuştur. Bilgisayar destekli tasarım (CAD) ve bilgisayar destekli üretim (CAM) işleminde bilgisayarın hız ve güvenilirliğinden yararlanarak üretim işlemi kaliteli olarak güvenilir sekilde kolaylıkla yapılabilmektedir.

    Öte yandan sanayide üretimde robot kullanımı da gün geçtikçe yaygınlaşmaktadır.

    Bu konuda dünyada öncü ülke Japonya’dır. Çoğunlukla insanlar için güç, bunaltıcı ve tehlikeli olan ağır islerde robotlar genel olarak kullanılmaktadır.

    Üretim yönetimi alanında meydana gelen başlıca yeni gelişmeler de mevcuttur.

    Bunlar;

    Esnek İmalat Sistemleri

    Malzeme ihtiyaç Planlaması (MRP)

    Japonlar tarafından geliştirilen Tam Zamanında Üretim (JIT)

    Tam Zamanında Teslim (JIC)

    Kanban

    Toyota Üretim Sistemi

    Kalite Kontrol Çemberleri.

    Olmak üzeredir. Ancak insanoğlu var 

    Yazan Perşembe, 25 Haziran 2020 12:56 in ana sayfa Okunma 144 defa